1 MAYIS 1970 - 1 MAYIS'TA BEYAZIT KANA BULANDI!
Dün, 1 Mayıs İşçi Bayramı münasebetiyle İstanbul’un sanayi havzalarından yola çıkan ve Beyazıt Meydanı’na uzanan yürüyüş, üniversite talebelerinin ve muhtelif siyasi fraksiyonların da iştirakiyle devasa bir sokak muharebesine dönüşmüştür.
Zeytinburnu ve Eyüp fabrikalarından çıkarak yürüyüşe geçen işçi kortejinin ön saflarında, sendikal faaliyetlerin ateşli ismi avukat Lütfi Sabri Batı ile solcu talebe liderlerinden Gaye Naz Özyol ve Beyza Kesmez yer almıştır. Yürüyüşün Beyazıt Meydanı’na ulaşmasıyla birlikte emniyet kuvvetleri barikat kurarak kitlenin ilerleyişini durdurmak istemiştir. Tam bu esnada, kortejin kenarlarında kümelenen ve Talha Özkaynak idaresindeki radikal anarşist grupların polis barikatlarına taş ve şişelerle saldırmasıyla meydan bir anda karışmış, ilk arbede patlak vermiştir.
Hadiselerin çığırından çıkması, Yusuf Oğuzkağan Kılıç ve Emre Gürbüz sevk ve idaresindeki Ülkü Ocakları mensuplarının, "Komünist işgale geçit yok!" sloganlarıyla ara sokaklardan meydana inmesiyle gerçekleşmiştir. Talha Özkaynak’ın başlattığı kargaşayı fırsat bilen milliyetçi gençler, doğrudan Lütfi Sabri Batı, Gaye Naz Özyol ve Beyza Kesmez’in bulunduğu ana korteje saldırmıştır. Sol fraksiyonlar ve milliyetçi gençler arasında sopaların, zincirlerin ve taşların kullanıldığı dehşet verici bir meydan muharebesi başlamıştır.
Çatışmanın en kanlı anında, sol blok içerisinde Millî Demokratik Devrim (MDD) çizgisini müdafaa eden grubun lideri Yiğit Maşaoğlu, tarihi bir stratejik hamleye imza atmıştır. Maşaoğlu, eline aldığı megafonla kendi kitlesine seslenerek, "Devrim, faşist milislerle yahut anarşist provokatörlerle taş dövüşü yapılarak değil, ancak ordu ve aydınların teşkil ettiği zinde kuvvetlerle omuz omuza verilerek yapılır!" diyerek grubunu sokak kavgasına girmekten men etmiştir. Maşaoğlu’nun emriyle birbirlerinin kollarına giren yüzlerce MDD’ci genç, meydandaki kaosa sırtlarını dönmüş ve nizamlı bir yürüyüşle Üniversite Rektörlüğü’nün önüne ilerleyerek, sivil idareyi acziyetle suçlayan ve orduyu doğrudan göreve çağıran bir manifesto okumuşlardır. Bu özgün hamle, Maşaoğlu'nu sokak kabadayılığından sıyırıp ciddi bir siyasi figür haline getirirken, sol cephenin de fiilen ve fiziken ikiye bölünmesiyle neticelenmiştir.
Akşama doğru askeri birliklerin de müdahalesiyle dağıtılan nümayişin ardından yüzlerce kişi tevkif edilmiş, Beyazıt Meydanı adeta bir harp meydanını andıran enkazıyla baş başa kalmıştır.
Hadiselerin ardından, Türkçü kanadın genç ve entelektüel kalemlerinden Mehmet Koyuncu, Hüseyin Nihal Atsız ekolünün kalesi olan Ötüken dergisinin son nüshasında 1 Mayıs vakıalarını tahlil eden sert bir makale kaleme almıştır. Koyuncu yazısında, hem devleti yıkmaya kasteden solcuları topa tutmuş hem de nizam iddiasıyla sokağa dökülen Oğuzkağan Kılıç ve Emre Gürbüz idaresindeki Ülkücü gençleri isim vermeden "Türk'ün vakarına yakışmamakla" itham etmiştir.
İşte Koyuncu'nun o makalesinden sarsıcı bir kesit:
"Beyazıt Meydanı'nda sergilenen son pespayelik, memleketin nasıl bir uçuruma sürüklendiğinin en açık vesikasıdır. Bir yanda, işçi hakları maskesi ardına saklanarak bin yıllık Türk devletini Moskova’nın uydusu yapmaya heveslenen, emniyet güçlerine taş atan kızıl güruh; diğer yanda ise komünizmle mücadele namına kaba kuvveti bir marifet sanan, mefkûreyi sokak kabadayılığına indirgeyen basiretsiz kalabalıklar...
Türk milliyetçiliği; taş ve sopalarla meydanlarda bağırıp çağırmak, devletin kolluk kuvvetlerinin işine burnunu sokarak asayişsizliğe omuz vermek değildir. Ülkü dediğimiz mukaddes ateş, ucuz siyasi gövde gösterilerinde değil; ilimle, ahlakla ve Türk'ün sarsılmaz devlet terbiyesiyle harlanır. Kızıl vebanın çaresi, onunla aynı seviyeye inip çamurda güreşmek değil; çelik gibi bir devlet aklıyla o ihanet yuvalarını kökünden ve hukuken kazımaktır. Sokakta nizam arayanlar, en az sokağı karıştıranlar kadar devletin nizamına zarar vermektedir!"

Yorumlar
Yorum Gönder